"Şunca yaşamın içinde ölüm için, ölen için gözyaşı döktüğümü
anımsamıyorum. Bir evin en önemli kişisi, en yakınım ölünce de duygum
değişmemiştir. Yaşamın içinde olupta ölü için gözyaşı dökenlere çok
üzüldüğümü söyleyebilirim. Susmuş bir ev, canlılığını ve yaşam kavgasını
duraksatmış bir ortam için elbette üzülürüm. Ve üzüntümün ağır yanı burasıdır.
Ölümümde eşim, çocuklarım en yakınlarım bile tek bir damla gözyaşı
dökmesin istiyorum. Benim için caddeleri dolaşsınlar, bir gazete alsınlar,
bir kitap karıştırsınlar, kalabalık bir sinemaya gitsinler, bir konferans,
bir konser dinlesinler. Ölüm hiç önemli değil, yaşam var dağ gibi, yaşam var gökyüzü, deniz...”
Ümit Kaftancıoğlu
Ümit Kaftancıoğlu
Yedeksubay olarak görev yaptığı askerlik dönüşü, TRT'nin açtığı sınavı kazanarak, Köy Yayınları bölümünde göreve başladı. TRT İstanbul Radyosu'nda "Av Bizim Avlak Bizim", "Dilden Dile" ve “Yurdun Dört Bucağından” gibi programlarla halk kültürünü, halk âşıklarını, halkın eksiğini ve sıkıntılarını mikrofona taşıdı. “Gerçek edebiyatın halkın ağzında, dilinde olduğunu bilmeliyiz. Halkın sözlü edebiyatını yazıya geçirecek, değerlendirecek olanlar da halk çocuklarıdır.” der. Bu gözlemlerini doğrularcasına, Anadolu'yu gezerek derlemelerle halkın sözlü yazınını ve halk türkülerini yazıya döktü. Günümüzde bile sevilerek dinlenen “Evreşe Yolları Dar” ve “Yüksek Yüksek Tepeler Ev Kurmasınlar” türküleri Kaftancıoğlu'nun derlemeleri arasındadır.
Radyo programcılığı yanında edebiyat dünyasında da adını duyuran Kaftancıoğlu, "Dönemeç"le (Öykü) TRT Büyük Ödülü birincilik (1970), "Hakullah"la (Röportaj) Milliyet Gazetesi Karacan Ödülü birinciliği (1972) aldı.
11 Nisan 1980 günü görev yaptığı TRT İstanbul Radyosu’na gitmek için çıktığı evinin önünde, demokrasinin, kültürün ve aydınlığın düşmanlarınca katledildi.
Yapıtları
* Dönemeç (Öykü) 1972 (Yeni Basım Yalın Ses Yayınları-2006)* Hakullah (Röportaj) 1972
* Yelatan (Roman) 1972
* Tek Atlı Tekin Olmaz (Halk Masalları) 1973
* Tüfekliler (Roman) 1974 (Yeni Basım Yalın Ses Yayınları-2006)
* Köroğlu Kolları (Halk Destanları) 1974
* Çarpana (Öykü) 1975
* İstanbul Allak Bullak (Öykü) 1983
Çocuk Kitapları
* Kekeme Tavşan (1974) (Yeni Basım Yalın Ses Yayınları-2006)* Çizmelerim Keçeden (1979)
* Altın Ekin (1979)
* Dört Boynuzlu Koç (1979)
* Kan Kardeşim Doru Tay (1979)
* Hızır Paşa (1980)
* Çoban Geçmez (1980) (Yeni Basım Yalın Ses Yayınları-2006)
* Şülgür Deresi (1981)
* Salih Bey (1981)
"Bir Garip..." / Öztürk Tatar
Yıl 1961 Kaftancıoğlu Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü'nün edebiyat bölümünü bitirerek Rize'nin Pazar ilçesi ortaokulunda Türkçe öğretmenliğine başlar. Fakat uzun sürmez. Öğretmenlikten ayrılarak yedek subay olarak askere gider. Askerlik dönüşü hayatında yeni bir sayfa açılır. TRT'nin açtığı sınavı kazanarak Köy yayınları bölümünde göreve başlar. TRT İstanbul Radyosu'nda "Av Bizim Avlak Bizim" ve "Dilden Dile" gibi programlarla halk kültürünü, halk aşıklarını, halkın eksiğini ve sıkıntılarını mikrofona taşır. "Gerçek edebiyatın halkın ağzında, dilinde olduğunu bilmeliyiz. Halkın sözlü edebiyatını yazıya geçirecek, değerlendirecek olanlar da halk çocuklarıdır."¹ der. Bu gözlemlerini doğrularcasına, Anadolu'yu gezerek derlemelerle halkın sözlü edebiyatını ve halk türkülerini yazıya döker. Günümüzde bile sevilerek dinlenen "Evreşe yolları dar" ve "Yüksek yüksek tepeler ev kurmasınlar" türküleri Kaftancıoğlu'nun derlemeleri arasındadır. Radyo programcılığının yanı sıra çeşitli gazete ve dergilerde politik ve sanatsal yazılar yazar (Cumhuriyet, Cumhuriyet Sanat Eki, Milliyet, Yeni Ortam, Yeni Halkçı, Varlık, Türk Dili, Güney, Ilgaz, Yeni Ufuklar ve Aydınlık). Onun gözünde politikada sanatta halk ve Cumhuriyet için yapılmalıdır: "Benim köyüme, benim ulusuma yararı, yardımı dokunmayan bir yazı, bir sanat sıfırdır." Yedi yıl fiilen yürüttüğü Köy Yayınları bölümünden alınarak Kültür Yayınları bölümüne verilir. Yeteneğine, bilgisine ve başarısına güvenen Kaftancıoğlu bu görev değişikliğine içerler. Tepkisini şu sözlerle dile getirir: "...Gerek 12 mart muhtırasının etkisiyle, gerek Nihat ERİM adındaki başbakanın açık baskısıyla, bir takım soysuzların da gizli açık-kapalı ihbarıyla bu servisten alınarak İstanbul Radyosu Kültür Yayınları'nda görevlendirildim."* Azmini ve başarısını Kültür yayınlarında da sürdürür Kaftancıoğlu. Bir gün İstanbul radyosunun kapısında genç bir delikanlıyla karşılaşır. Bu delikanlı Uğur Dündar'dan başkası değildir. Bu karşılaşmayı Uğur Dündar Hürriyet (5 Temmuz 1998) gazetesindeki köşesinde şöyle yazmaktadır: "...Nitekim 1970 yılında TRT büyük bir sınav açtı. Binlerce adayın katıldığı sınavda çok başarılı bir kağıt vermiş olmama karşın, torpillilerin öne geçmesinden korkuyordum. Uykularımı kaçıran sınavın sonuçları bir ilk yaz günü açıklandı. Kazananların listesi İstanbul Radyosu'nun girişine asılmıştı. Koşarak girdiğim radyoevinin kapısında, önümü heybetli bir kişi kesti. Ona, sınav sonuçlarını öğrenmek için geldiğimi ve adımı soyadımı söyledim. Sonradan Ümit Kaftancıoğlu olduğunu öğrendiğim heybetli radyocu; "Bak Uğur Dündar, beni iyi dinle" dedi. "Sınavı kazandın. Gelecekte çok ünlü ve başarılı bir kişi olacaksın. Doğruluktan ayrılma, kimseyi kıskanma, işini sev ve halkını satma. Haydi bakalım yolun açık olsun!" Kaftancıoğlu adeta bir kâhin gibi konuşmuştu. Koşarak geldiğim radyoevinden uçarak ayrıldım." Uğur Dündar'a verdiği nasihat onun kişiliğidir. Onun yüreğinde halk ve insan sevgisinden daha üstün bir sevgi yoktur. Eserleri incelendiğinde, Anadolu'dan ve halkından kopmadığı görülür. Dili halkın dilidir, yaşamı halkın yaşamıdır. Onun gözünde insansız bir ortamda yaşam yoktur, sönüktür. "Dünya'nın atmosferi, kabuğu, mağması, ekvatoru insan bana göre. İnsan yığınları, toplum, topluluk... İnsansız, ıssız bir lokantada yemek yiyemedim, üç beş kişiyle sinema seyredemedim. Üst üste ağzına kadar dolu belediye otobüsü, korsan bir münibüs bana yaşamı vurgulamıştır."*
Bahar mevsiminin filizlendiği günlerden 11 Nisan 1980. Her gün olduğu gibi o günde önce kızı Pınar'ı okula bırakacak sonra TRT'ye gidecektir. Arabasına yönelir, kızı Pınar 7-8 metre uzağındadır. Arabasının camını silmeye başladığı sırada, katillerinin "Sen Ümit Kaftancıoğlu'musun?" sorusuyla karşılaşır. Yaşamının son iki kelimesi dökülür dudaklarından: "Evet benim!" "Evet benim" kelimeleri namluların kendisine doğrulması için yeterli olmuştur. Ve namlulardan 16 kurşun sayılır Kaftancıoğlu'nun bedenine. Korkudan titreyen Pınar annesine koşar. Bir anda ortalık sessizliğe bürünür. Korkudan herkes kaybolur. Uzun bir sessizlikten sonra koşuşturma başlar sokakta. Ambulansta defalarca kızı Pınar'ı sayıklar: "Pınar, Pınar!....". Olay anın da babasıyla katiller arasında geçen konuşmaları çok net duyan Pınar, daha sonra katillerden birini de teşhis etmekte zorlanmaz.
Kaftancıoğlu, geride gözü yaşlı bir eş (Nurcan Hanım), Ali Naki ve Pınar adında iki yürek ve bir de kültür hazinesi bırakarak kapar gözlerini yaşama. Ertesi gün 12 Nisan'da, radyodan daha önce kaydedilmiş sesi yankılanır: "Şunca yaşamın içinde ölüm için, ölen için gözyaşı döktüğümü anımsamıyorum. Bir evin en önemli kişisi, en yakınım ölünce de duygum değişmemiştir. Yaşamın içinde olupta ölü için gözyaşı dökenlere çok üzüldüğümü söyleyebilirim. Susmuş bir ev, canlılığını ve yaşam kavgasını duraksatmış bir ortam için elbette üzülürüm. Ve üzüntümün ağır yanı burasıdır. Ölümümde eşim, çocuklarım en yakınlarım bile tek bir damla gözyaşı dökmesin istiyorum. Benim için caddeleri dolaşsınlar, bir gazete alsınlar, bir kitap karıştırsınlar, kalabalık bir sinemaya gitsinler, bir konferans, bir konser dinlesinler. Ölüm hiç önemli değil, yaşam var dağ gibi, yaşam var gökyüzü, deniz... O insana şaşarım, binbir meyve yüklü bir ağacın altında yere düşmüş sararmış bir yaprağa üzülsün."
Peki Ümit Kaftancıoğlu'nun katillerinin sonu ne oldu? Bu sorunun cevabını sayın İnci Hekimoğlu, Vatan Yahut Susurluk (Papirüs yay.) kitabında çok açık bir şekilde dile getiriyor: "12 Eylül askeri darbesinden sonra Kaftancıoğlu'nun katillerinden A.M.K. ve B.Ç. yakalandı. A.M.K. polis ifadesinde 'ÜGD üyesi olduğunu, eylem emrini İstanbul ÜGD başkanı H. K.'ten aldıklarını ve İ.Ç. ile Y.T.'nin de kendisiyle birlikte eyleme katıldığını" söylüyordu. Olayda kullanılan silahlar da gömüldükleri yerden çıkarılmış ve Kaftancıoğlu'nu öldüren kurşunların ait olduğu silah bulunmuştu. Pınar Kaftancıoğlu ise, sanığı teşhis etmekte hiç zorlanmamıştı. Olaydan 6 yıl sonra görülen davada Askeri Mahkeme 'B. Ç.'nin delil yetersizliğinden beraatına, M. K.'nın ise taammüden adam öldürmek suçundan idamına' karar verdi. Ancak, Askeri Yargıtay sanığın 'asli fail değil, feri fail' olduğu gerekçesiyle kararı bozdu. Bozmaya uyan mahkeme M. K.'nın 'cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekküle girdiğini' sabit görse de, bu suçtan açılan davanın zaman aşımı nedeniyle düşmesine; Ümit Kaftancıoğlu'nun öldürülmesine yardım etmekten 8 yıl 4 ay ağır hapis cezasına çarptırılmasına karar verdi. M.K. bu cezaya göre 4 yıl yattı. Diğer sanıkların ise mahkemeye göre kimlikleri tespit edilemedi."
Edebiyat Yaşamı
Okumanın, karanlığa tükürerek zamanı altın yıldızlarla süslemek olduğuna inanan Kaftancıoğlu, yaşamını zamana karşı örerken iki bine (2000) yakın kitap okuduğu ailesi tarafından söylenmektedir. Kaftancıoğlu'nun 11 Nisan 1980'e kadar edebiyat dünyasıyla tanışan eserleri şunlardır:Dönemeç (Öykü, 1972), Hakullah (Röportaj, 1972), Yelatan (Roman, 1972), Tek Atlı Tekin Olmaz ( Halk Masalları, 1973), Tüfekliler (Roman, 1974), Köroğlu Kolları ( Halk Destanları, 1974), Köroğlu (Halk Destanları), Altın Ekin (Roman), İstanbul Allak Bullak (Öykü), Çarpana (Öykü), Salih Bey (Öykü), Kekeme Tavşan (Çocuk Kitabı-Öykü, 1976), Kan Kardeşim Dorutay (Çocuk Kitabı-Öykü 1978), Şülgür Deresi (Çocuk Kitabı-Roman), Çoban Geçmez (Çocuk Kitabı-Öykü), Hınzır Paşa ( Çocuk Kitabı-Öykü), Çizmelerim Keçeden (Çocuk Kitabı-Öykü), Dört Boynuzlu Koç (Çocuk Kitabı-Öykü).
Öztürk TATAR
-------------------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------------------
Copyright ©2005 Ümit Kaftancıoğlu
Tasarım: Öztürk Tatar






